Türkan Şoray: Kamera Arkasındaki Kadınlar İlk Kez Buluştu

Türkan Şoray: Kamera Arkasındaki Kadınlar İlk Kez Buluştu – Çiçek Tahaoğlu

Uçan Süpürge, kadın yönetmenler ve yapımcıları bir araya getirdi. Etkinliğe katılan Türkan Şoray “Kadınların her türlü baskı ve egemenliğe karşı duran tavrı, estetiğe de yansıdığı zaman sinema bambaşka bir boyuta geçebilir” dedi.

Türkiye’de ilk defa düzenlenen Kadın Yönetmenler/Yapımcılar Buluşması Etkinliği bugün İstanbul’da Türkan Şoray, Lale Mansur, Derya Alabora gibi isimlerin katılımıyla gerçekleşti.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen etkinlikte Türkan Şoray, “Kamera arkasında kadın, kendi farklı estetiğiyle, alışılmış dünya görüşleri dışında kadın bakış açısını yansıtarak sinemaya farklı bir yön veriyor” diye konuştu.

Uçan Süpürge’den Halime Güner ile Filmmor’dan Melek Özman’ın açılış konuşmalarının ardından, Prof. Dr. Fatmagül Berktay “Temsilin cinsiyeti” başlıklı bir konuşma yaptı.

Etkinliğe yapımcılar Çiğdem Mater, Biket İlhan, Hülya Uçansu, Leyla Özalp, Zeynep Özbatur Atakan, Andaç Haznedaroğlu, Nida Karabal Akdeniz, yönetmenler Işıl Özgentürk, Nisan Dağ, Emel Çelebi, Çiçek Kahraman, Nihan Belgin, Nezahat Gündoğan da katıldı.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali bu sene 20. yılını festivali 20 ilde ve Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştireceği film gösterimleriyle kutluyor.

Festival 20 – 23 Mayıs arasında KAMER’in iş birliğinde Adıyaman, Ağrı, Batman, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Hakkâri, Kars, Malatya, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Tunceli, Van’da, Kadın Platformu’nun iş birliğinde Çanakkale’de, Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin desteğiyle Edirne’de, Karya Kadın Derneği’nin desteğiyle Muğla’da, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin desteğiyle İzmir’de, Doğu Akdeniz Üniversitesi ve Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı’nın iş birliğinde Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleşecek.

Şoray: Kadınların her türlü baskıya karşı tavrı estetiğe yansıyınca…

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ne 20 yıldır destek veren Türkan Şoray, kamera arkasındaki kadınların ilk defa biraraya geldiklerini belirterek başladığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Kamera arkasında kadın, kendi farklı estetiğiyle, alışılmış dünya görüşleri dışında kadın bakış açısını yansıtarak sinemaya farklı bir yön verebiliyor. Bu sadece kadın olmakla değil, farklı itirazları olmakla ilgili bir şey. Kadınların her türlü baskı ve egemenliğe karşı duran tavrı, estetiğe de yansıdığı zaman sinema bambaşka bir boyuta geçebilir.

“Feminist hareket sinemaya yansıdıkça, eşitlik tartışıldıkça, erkek egemen sinema dünyasında erkek yönetmenler edilgen kadın yerine daha yaşayan kadınları var etmeye başladılar. Kadın hareketinin, feminist hareketin emeğiyle, kadın yönetmenlerin adı daha fazla duyulmaya başladı. Mesela bu sene Yeşim Ustaoğlu İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldı.

“Kadın isterse sinemada mucizeler yaratabilir. Bu beraberlik ve dayanışmanın yıllarca sürmesini ve sinemaya güzellik getirmesini diliyorum. Daha nice 20 yıllara.”

Kadın yönetmenler ve yapımcıların dayanışması

Filmmor’dan Melek Özman, Avrupa’daki kadın sinemacıların uzun süre Cannes ve Barlinale gibi festivallere yönelik protestolarını aktarırken, erkek egemen sinemanın kadın sinemasını “gettolara hapsettiğinden” bahsetti.

Özman “Biz neden bu gettolardayız? Bu alanları (kadın film festivalleri) var etmeli ve güçlendirmeliyiz. Bir taraftan da meydanı bırakmamalıyız. Çünkü kadınların sinemasıyla ilgili hala uğraşıyoruz: daha kişisel, daha öznel bir şey gibi algılanıyor, bu önyargılarla uğraşıyoruz” diye konuştu.

Uçan Süpürge’den Halime Güner, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin kadın yönetmenlerin çektiği filmler sayesinde doğduğunu söylerken, bugünkü Kadın Yönetmenler/Yapımcılar Buluşması’nı ise şöyle anlattı:

“Festivalin 20. yılındayız. En son ne zaman kadın yönetmenlerle bir araya geldik diye düşünüyorduk. Onlarla konuştuğumuzda da kadın yönetmenler dediler ki ‘Biz kadın yapımcılarla buluşsak. Bizim toplumsal cinsiyet duyarlılığımız ve hassasiyetimizle birbirimize destek olarak filmler çeksek, acaba bugünleri böyle yaşar mıydık?’

“Çocuk gelinler, şiddet, o kadar yaygın ki. Son dönemlerde barışı, insan haklarını ne kadar az konuşur olduk. Kameranın arkasından dünyaya böyle bakmak ne büyük bir değişim yaratacak, buna inanıyoruz.

“Bu konuyla ilgili hassasiyet gösterecek kim varsa onunla yürümeye hazırız. Bu yüzden bu sene 20 ilde gerçekleştireceğiz.”

Yapımcı Zeynep Özbatur Atakan ise konuşmasına bu sene Cannes Film Festival’inde kadın yönetmenlerin sadece yüzde 15 olduğuna dikkat çekerek başladı. Kamera arkasındaki kadınların dayanışmasının güçlendirilmesi ve film ve dizi içeriklerinde kadınlarla ilgili edilgen rollerin önüne geçmenin önemini vurguladı.

Berktay: Kadınların sanatsal yaratıcılığı, özgürlük olanağını ifade ediyor

Prof. Dr. Fatmagül Berktay, “Temsilin Cinsiyeti” başlıklı konuşmasına Türkan Şoray’ın Uçan Süpürge’nin yanısıra Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin kuruluşundan bu yana destek verdiğini vurguladı. “Onun kadın hareketinin bir parçası olduğunu bilmek hepimize umut ve gurur veriyor” dedi.

“Kadının, birleşik erkek öznelliği üzerinde bir tehdit oluşturduğu varsayılıyor.  Kadınlar yaratılan ürünleri değerlendirirken de kendisini varolan toplumsal ve ideolojik tablonun dışına taşıyamıyor çünkü temsil politik bir mesele.

“Kadın sanatçılar da diğer kadınlar gibi bir yandan çeşitli sınırlamalarla kuşatılmış ve aynı zamanda bu baskı ve sınırlamaları içselleştirmiş durumdalar. Bu içselleştirmeden doğan rekabet ve dayanışma yoksunluğunu konuşmalıyız.

“Toplumda varolan iktidar ilişkileri kadınların bölünmesine ve kendi üzerindeki iktidarların katmerlenmesine yol açıyor. Biz buna biyolojik determinizm diyorduk, bugün de bu bizim karşımıza fıtrat edebiyatı olarak çıkıyor.

“Kadınlar bütün ezilenlerle birlikte ve onların haklarına sahip çıkarak, o ezilmenin bir parçası oldukları sorumluluğu içinde bir duyarlılık sergiliyor. Bu aynı zamanda bir adalet çağrısı anlamına geliyor.

“Bu anlamda kadınların sanatsal yaratıcılığı ve üreticiliği kamusal alanda bir hak savunuculuğu oluyor ve bize özgürlük olanağını ifade ediyor, hem kadınların kendileri için hem de toplumun bütünü için.

“Kadınlar kendilerini daha çok ifade ettikçe, ezilenleri kuşatan sessizliğin kırılması anlamına geliyor. çünkü biz biliyoruz ki sükut hiç de altın değil.”

Kaynak: Bianet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir